Tech Republic’de yazan Justin James 10 maddede neden yazılım uzmanı olamayacağınızı açıklamış. Bakalım neymiş bu 10 madde.
1: Kendi kendine öğrenmek yerine kursları tercih ediyorsunuz
Yazılım Uzmanı ilk işe başladığında gerekli tüm bilgiyi biliyor olduğu varsayılır. Firmanın belirli bir eğitim politikası olsa bile gerçekte firmanın yardımı ile alacağınız eğitimler hiç bir zaman gerçekleşmez. En iyi ihitimalle bir iki kitap almanız için bir ödenek ayrılır. Yönetim ekibinin düşüncesine göre yazılım uzmanı problem çözmeyi bilen akıllı bir kişidir ve bu yüzden de eğitime ihtiyacı yoktur. Öte yandan kurs masrafları karşılanan yazılım uzmanının her zaman firmayı terkedip gitme ihtimali olduğu için firmanın yatırım yapması pek düşünülemez (olsa iyi olurdu tabii ama gerçek hayat bu). Bu durumlar göz önüne alındığında kendi kendinize öğrenebiliyor olmanız gerekir. Eğer bu disiplin sizde yoksa yazılım uzmanı olmayı aklınızdan bile geçirmeyin.
2: Normal çalışma saatlerini seviyorsunuz
Yazılım projelerinin geç bitme olayını herkes bilir. Zamanında biten projeler bile projenin hayatı boyunca çoğu kereler geç kalma durumuna düşmüştür. Eğer 9’dan 5’e bir işte çalışmayı seviyor ve yazılım projelerinin uzun çalışma saatlerine ve gecelemelerine dayanamayacağınızı düşünüyorsanız yazılım uzmanı olmayı aklınızdan çıkarın. Patronunuz, ürünün zamanında müşteriye ulaştırılmasını, sizin oğlunuzun spor müsabakasından yada televizyonda seyretmek istediğiniz programdan daha önemli tutacaktır.
3: Küçük maaş artışlarını kıdem yükselmesine tercih ediyorsunuz
Teknolojik değişmeleri uygulamayan bir firmada çalışmıyorsanız, şimdi bildiğiniz şeyler seneye ya geçersiz yada az ödeyen konuma gelecektir. Bugün gözde olan teknolojiler seneye isimleri bile hatırlanmayan garip teknolojiler olabilir. İşin sırrı hızlı biçimde değişmektir. Yeni teknolojileri hızlı (herkesden önce) öğrenip konu hakkında otorite olmaya bakın. Hiç yeni bir teknoloji öğrenmeden aynı koltukta oturup, maaşınıza gelecek zammın hayat standardınıza yeteceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ya deneyimlerinizi ilerletip aynı firmada kıdem yükseltmeli yada başka bir firmaya geçerek aldığınız maaşı yükseltmelisiniz.
4: Ekip çalışmasında insan ilişkileriniz pek iyi değil
Yazılım uzmanları her ne kadar a-sosyal insanlar olarak bilinsede bir araya geldiklerinde hararetli konuşmalar yaparlar ve kendileri gibi olan insanlarla hemen kaynaşıp sosyalleşirler. Hangi dükkanda indirim var veya dün akşamki diziden bahsetmedikleri için dışarıdan kulak misafiri olanlara Fransızca gibi gelir ama aslında çok sosyal insanlardır. Ekip içinde çalışamıyor ve iletişimin düşük olduğunu düşünüyorsanız yada ekip arkadaşları ile bağlantı kuramıyorsanız; problem genellikle sizdedir. Aynı deneyimleri yaşamamış kişilerin bağlantı kurmaları beklenemez.
5: Kolayca sinirleniyorsunuz
Yazılım dünyası pek çok engellerle doludur. Belgeler genelde tam değildir, sizden önceki yazılımcı okunmaz bir kod yazmıştır, proje müdürünün anlaşılmaz kuralları vardır, herkesin uyması beklenen... liste daha da uzatılabilir. Sonuç olarak kimse sürekli bela okuyan ve ekrana küfür eden birisi ile aynı çatı altında olmak istemez. Eğer 8 saatlik bir uğraşın sonunda konuyu 10 dakikada çözebileceğinizi görüp deliriyorsanız bu kariyer sizin için değildir.
6: Ekip elemanlarının fikirlerine kapalı iseniz
Yazılım geliştirmede genelde problemlerin birden fazla çözümü vardır her yiğidin bir yoğurt yiyişi olduğu gibi. Eğer gelen kritikleri ve diğer çözümleri göz ardı ediyorsanız önemli bir noktayı gözden kaçırıyor olabilirsiniz. Sektörde yani olan ve deneyimleri sizden az olan birinin yapacağı bir tavsiye size pek çok şey kazandırabilir. Tabii bu tavsiyeye önem verip uygularsanız.
7: Detay adamı değilsiniz
Programlama olayı komplex bir olaydır ve dikkat ister. Eğer Conan The Barbarian filminden daha karmaşık bir filmi izlerken kayboluyorsanız yada bir yeni nesil ev kredisi formunu doldururken zorlanıyorsanız yazılım uzmanlığı büyük ihtimalle sizin için değildir. Bazen unutulan bir virgül, başarı ile başarısızlık arasındaki çizgiyi çizer. Eğer bu virgülü arayıp bulacak yapıya ve sinir esnekliğine sahip değilseniz kariyeriniz belli limitler içinde yer alır.
8: Yaptığınız işten onur duymuyorsunuz
Kitaba göre yazılım üretmek ve orta derece ile geçecek bir iş çıkartmak mümkündür. Problem, kitapların sürekli güncelleniyor olmasıdır. Yazılım geliştirmek bir fabrika işi değildir. Fabrikada işler belirli bir prosedüre göre gider ve beyin seviyeniz ne olursa olsun prosedürü uyguladıktan sonra iş ortaya çıkar. Yazılım geliştirme daha çok bilimsel bir iştir ve bağımsız düşünce gerektirir ki bu da yaptığınız işten gurur duymanızı sağlar. Bir işi yanlış yoldan yapıp üretime geçildiğinde ancak yeteri kadar çalışmasını sağlayabilirsiniz fakat göz ardı ettiğiniz o hata problem açmıyor gibi görünsede ileride problem açacaktır. Yazılımcı olarak yaptığınız işin gurur duyulacak bir iş olduğunu düşünmüyorsanız ürettiğiniz ürünün kalitesi düşük olacaktır ve kariyerinizin sürekliliği ile doğru orantılı olacaktır. Siz ayrıldıktan sonra arkanızdan konuşulmasını istemiyorsanız (gerçi ağzınla kuş tutsan arkandan konuşacaklardır) haysiyet ve onurunuzu korumak için yaptığınız işin tam olmasına dikkat edin. En azından sizin içiniz rahat olur.
9: Önce ateş edip sonra soru soran tiplerden misiniz?
Yazılım uzmanı bir parça kod yazmadan önce bir planlama aşaması geçirir ve kod yazmaktan daha fazla zaman planlamaya ayrılır. Eğer kod yazma aracınızı açıp Allah ne verdiyse kod yazmaya başlıyorsanız %100 ihtimalle iki ay sonra yazdığınız kod tamamı ile değişecektir. Konu hakkında düşünen, planlayan yazılım uzmanı ise daha az hata ile daha kısa sürede kod yazacaktır. Çoğu programcıların neden 10 parmak yazamadığının nedeni de budur; işin zor kısmı ne yazacağını bilmektir. Eğer düşünen bir insan değilseniz yazılım uzmanlığı sizin için bir kariyer değildir.
10: “Geek” tipini sevmiyorsunuz
Haklı kimi nedenlerden dolayı, mühendis veya teknik kişilerin yakınında olmaktan hoşlanmıyor olabilirsiniz. Eğer Dilbert gibi bir kişilikten çekiniyorsanız yazılım uzmanlığını düşünmeyin bile. Tabii ki her yazılım uzmanı böyle değil ama sektörün büyük bir çoğunluğunu oluşturuyor ve aralarında haliniz yaman olur.
Çalışma hayatım boyunca çok rastladığım bir insan tipi “bir iş fazla para ödüyor” diye o işe girenler. Daha önce ahçı olan ve iki yazılım kursundan sonra yazılım uzmanı kesilen ve sektörde para kazanan pek çok kişi tanıyorum. Yaptıkları işlerin kalitesi ise yerlerde sürünüyor. Bir kaçının proje ortasında işine son verildiğine de şahit oldum. Tamam yazılım sektörü çok ballı bir sektör ama üzüldüğüm bir konu varsa o da bu kişilerin ürettiği ürünlerin bizim tarafımızdan ileride tamir edilecek olması. İlla yazılım uzmanı olmaya da gerek yok bence. Yazılım sektörünün daha bir çok dalı var ki bu dallarda hakikaten adama ihtiyaç var. Örneğin, yazılım tasarımcısı, iş analisti, sistem destek uzmanı, veri tabanı uzmanlığı, donanım uzmanlığı, test uzmanı vs. liste daha da uzatılabilir. Bu dallarda ki açıklar genelde yazılım uzmanı tarafından kapatılmaya çalışılıyor yada firmalar yazılım uzmanlarından bunu bekliyorlar. Yanlış bir uygulama ve tasarımın ve analizin kalitesini düşürüyor.
Siz ne düşünüyorsunuz? Bu liste daha da uzatılabilir mi? Yazılım uzmanı olmanın başka gereklilikleri var mı? Yorumlarınızı bekliyorum.
28 Kasım 2010 Pazar
26 Kasım 2010 Cuma
LEYLA'DAN MEVLA'YA
kimi çöllere düşme havasında
mecnun olmuştur gezer leylasını
kimi gerçeğe varma çabasında
leyladan geçer bulur mevlasını
leylayı bulmada değil marifet
leyladan mevlaya varmadır asıl
hamlıktır mecnun olup çöle düşmek
ham idim piştim de yandım dır fasıl
pişip, yanan kişi mevlayı bulur
bu aşkla o aşık özünü bulur
mevlana mecnunun yanmış halidir
bu aşkla ölüm bile düğün olur.
kimi çöllere düşme havasında
mecnun olmuştur gezer leylasını
kimi gerçeğe varma çabasında
leyladan geçer bulur mevlasını
leylayı bulmada değil marifet
leyladan mevlaya varmadır asıl
hamlıktır mecnun olup çöle düşmek
ham idim piştim de yandım dır fasıl
pişip, yanan kişi mevlayı bulur
bu aşkla o aşık özünü bulur
mevlana mecnunun yanmış halidir
bu aşkla ölüm bile düğün olur.
23 Kasım 2010 Salı
21 Kasım 2010 Pazar
70 bin Türk müziği eserinin notası internette...
site burası, tıklayınız:
http://www.sanatmuziginotalari.com/
'Türk Müzik Kültürünün Hafızası' projesi ile müziğimizin nota arşivi internet ortamına aktarıldı. Bu sayede isteyen herkes, 70 binden fazla eserin bilinen bütün versiyonları ile bulunduğu 250 bin sayfalık arşive istediği zaman ulaşabilecek.
Türk müziğinin yüzlerce yıllık birikiminin notaya geçirilmiş devasa arşivi, ilk kez toplu bir şekilde internet ortamında serbest kullanıma açılıyor. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Klasik Türk Müziği Yönetmenliği tarafından hayata geçirilen 'Türk Müzik Kültürünün Hafızası' projesi sayesinde müziğimizin yüz binlerce sayfalık nota arşivine artık bir 'tık' ile ulaşılabilecek. Bu projenin gerçekleşmesindeki en büyük rol TRT İstanbul Radyosu sanatçısı Aytaç Ergen'e ait. İyi bir arşivcilik örneği olan çalışmasına 1978 yılında, Üsküdar Musiki Cemiyeti Kütüphanesi'nde başlayan Ergen'in hayali, arşivin internet ortamına taşınmasıyla tamamlandı.
Geçmiş ile gelecek arasında notalardan bir köprü kurmayı amaçlayan çalışma, dün gerçekleştirilen toplantıyla tanıtıldı. Sepetçiler Kasrı'ndaki basın toplantısında konuşan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Genel Sekreteri Yılmaz Kurt, 2010'un bütün projelerine kıymet verdiklerini, ancak bu çalışmanın sürdürülebilir olması açısından kendilerini çok heyecanlandırdığını söyledi. Popüler müziğin son yıllarda öne çıkmasıyla klasik Türk müziğinin öksüz kaldığını belirten Kurt, "Türk müziği hafızasının bir arada olmadığını öğrendiğimde çok üzüldüm. Şimdi bu canlı projemiz, dünyanın dört bir yanındaki müzikseverlere ulaşabilecek." dedi. 70 binin üzerinde dinî-tasavvufî ve klasik müzik ile mehter ve halk müziği eserini bilinen bütün versiyonlarıyla arşivleyen Aytaç Ergen, ortaya çıkan sonucun hayallerini de aştığını söylüyor: "Eserleri kendi imkânlarımla derlemeye başladığımda, ilgilenenlere faydalı olabilsin gibi küçük hayallerim vardı. Böyle bir projeye dönüşebileceğini düşünmemiştim."
Arşivin oluşmasında, Türk müziğinin bilinen en önemli kaynakları elden geçirilmiş, TRT Arşivi, İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Arşivi, Üsküdar Musiki Cemiyeti Arşivi gibi kurumsal arşivlerin yanı sıra en geniş özel arşivlere de ulaşılmış ve eserlerin notaları internet ortamına aktarılmış. Sitenin şu an için eksikleri var, fakat yetkililer önerilere açıklar. Önümüzdeki günlerde site üzerinde daha çok çalışılacak. Merak edenler, arşive,
http://www.devletkorosu.com
http://www.turkmusikisivakfi.org
internet adresinden ücretsiz olarak ulaşabiliyor.
haber kaynağı (zaman gazetesi)
http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=1033955&keyfield=6E6F7461
site burası, tıklayınız:
http://www.sanatmuziginotalari.com/
'Türk Müzik Kültürünün Hafızası' projesi ile müziğimizin nota arşivi internet ortamına aktarıldı. Bu sayede isteyen herkes, 70 binden fazla eserin bilinen bütün versiyonları ile bulunduğu 250 bin sayfalık arşive istediği zaman ulaşabilecek.
Türk müziğinin yüzlerce yıllık birikiminin notaya geçirilmiş devasa arşivi, ilk kez toplu bir şekilde internet ortamında serbest kullanıma açılıyor. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Klasik Türk Müziği Yönetmenliği tarafından hayata geçirilen 'Türk Müzik Kültürünün Hafızası' projesi sayesinde müziğimizin yüz binlerce sayfalık nota arşivine artık bir 'tık' ile ulaşılabilecek. Bu projenin gerçekleşmesindeki en büyük rol TRT İstanbul Radyosu sanatçısı Aytaç Ergen'e ait. İyi bir arşivcilik örneği olan çalışmasına 1978 yılında, Üsküdar Musiki Cemiyeti Kütüphanesi'nde başlayan Ergen'in hayali, arşivin internet ortamına taşınmasıyla tamamlandı.
Geçmiş ile gelecek arasında notalardan bir köprü kurmayı amaçlayan çalışma, dün gerçekleştirilen toplantıyla tanıtıldı. Sepetçiler Kasrı'ndaki basın toplantısında konuşan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Genel Sekreteri Yılmaz Kurt, 2010'un bütün projelerine kıymet verdiklerini, ancak bu çalışmanın sürdürülebilir olması açısından kendilerini çok heyecanlandırdığını söyledi. Popüler müziğin son yıllarda öne çıkmasıyla klasik Türk müziğinin öksüz kaldığını belirten Kurt, "Türk müziği hafızasının bir arada olmadığını öğrendiğimde çok üzüldüm. Şimdi bu canlı projemiz, dünyanın dört bir yanındaki müzikseverlere ulaşabilecek." dedi. 70 binin üzerinde dinî-tasavvufî ve klasik müzik ile mehter ve halk müziği eserini bilinen bütün versiyonlarıyla arşivleyen Aytaç Ergen, ortaya çıkan sonucun hayallerini de aştığını söylüyor: "Eserleri kendi imkânlarımla derlemeye başladığımda, ilgilenenlere faydalı olabilsin gibi küçük hayallerim vardı. Böyle bir projeye dönüşebileceğini düşünmemiştim."
Arşivin oluşmasında, Türk müziğinin bilinen en önemli kaynakları elden geçirilmiş, TRT Arşivi, İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Arşivi, Üsküdar Musiki Cemiyeti Arşivi gibi kurumsal arşivlerin yanı sıra en geniş özel arşivlere de ulaşılmış ve eserlerin notaları internet ortamına aktarılmış. Sitenin şu an için eksikleri var, fakat yetkililer önerilere açıklar. Önümüzdeki günlerde site üzerinde daha çok çalışılacak. Merak edenler, arşive,
http://www.devletkorosu.com
http://www.turkmusikisivakfi.org
internet adresinden ücretsiz olarak ulaşabiliyor.
haber kaynağı (zaman gazetesi)
http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=1033955&keyfield=6E6F7461
17 Kasım 2010 Çarşamba
neyzen tevfike bir yazar yazacağı romanı anlatıyormuş.neyzen tevfik de konuyu beğenmemiş.neyzen bu konuyu beğenmedim deyince,yazar 'siz hiç roman yazmadınız ki,nasıl fikir yürütüyorsunuz' demiş.neyzen tevfikin cevabı ise 'yumurtanın da tazesini bayatını anlarım,ama hiç yumurtlamadım!' olmuş.
---
fahrettin kerim gökay içkinin zararlarıyla ilgili bir konferans vermektedir:
-eşşek bile bir kovaya su bir kovaya rakı koysanız suyu içer, neden?
neyzen atlar hemen:
-eşşekliğinden hekim bey, eşşekliğinden.
---
fahrettin kerim gökay içkinin zararlarıyla ilgili bir konferans vermektedir:
-eşşek bile bir kovaya su bir kovaya rakı koysanız suyu içer, neden?
neyzen atlar hemen:
-eşşekliğinden hekim bey, eşşekliğinden.
onu da sen bul(fıkra)
Soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş. Yanına baş vezirini alıp, yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş.
Padişah, ihtiyari selamlamış: ' selamunaleyküm ey pir-i fani...'
Adam: Aleykumselam ey serdar-ı cihan...'
Padişah sormuş: Altılarda ne yaptın? '
Adam: Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor...
Padişah gene sormuş: Geceleri kalkmadın mı? '
Adam: Kalktık... Lakin, ellere yaradı...
Padişah gülmüş: Bir kaz göndersem yolar mısın? '
Adam: Hem de ciyaklatmadan...'
Padişahla baş vezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar. Padişah baş vezire dönmüş:
- ne konuştuğumuzu anladın mı? '
- hayır padişahım...'
Padişah sinirlenmiş: ' Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım.'
Korkuya kapılan Baş vezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş.. Bakmış adam hala orada çalışıyor.. Ne konuştunuz siz padişahla? '
Adam, baş veziri söyle bir süzmüş...' Kusura bakma...Bedava söyleyemem..ver bir yüz altın söyleyeyim.'
Baş vezir, yüz altın vermiş. ' sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın onun padişah olduğunu? '
' ben dericiyim... onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi..'
Vezir kafasını kaşımış:
' peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek...'
Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.
”padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mi ki, kış günü çalışıyorsun, diye sordu...ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim.'
Vezir bir soru daha sormuş: ' geceleri kalkmadın mı ne demek? '
Adam bir yüz altın daha almış.
' çocukların yok mu diye sordu..var, ama hepsi kız..evlendiler, başkasına yaradılar, dedim...'
Vezir gene kafasını sallamış... ' bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek...'
Adam gülmüş..
-onu da sen bul.....
Padişah, ihtiyari selamlamış: ' selamunaleyküm ey pir-i fani...'
Adam: Aleykumselam ey serdar-ı cihan...'
Padişah sormuş: Altılarda ne yaptın? '
Adam: Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor...
Padişah gene sormuş: Geceleri kalkmadın mı? '
Adam: Kalktık... Lakin, ellere yaradı...
Padişah gülmüş: Bir kaz göndersem yolar mısın? '
Adam: Hem de ciyaklatmadan...'
Padişahla baş vezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar. Padişah baş vezire dönmüş:
- ne konuştuğumuzu anladın mı? '
- hayır padişahım...'
Padişah sinirlenmiş: ' Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım.'
Korkuya kapılan Baş vezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş.. Bakmış adam hala orada çalışıyor.. Ne konuştunuz siz padişahla? '
Adam, baş veziri söyle bir süzmüş...' Kusura bakma...Bedava söyleyemem..ver bir yüz altın söyleyeyim.'
Baş vezir, yüz altın vermiş. ' sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın onun padişah olduğunu? '
' ben dericiyim... onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi..'
Vezir kafasını kaşımış:
' peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek...'
Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.
”padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mi ki, kış günü çalışıyorsun, diye sordu...ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim.'
Vezir bir soru daha sormuş: ' geceleri kalkmadın mı ne demek? '
Adam bir yüz altın daha almış.
' çocukların yok mu diye sordu..var, ama hepsi kız..evlendiler, başkasına yaradılar, dedim...'
Vezir gene kafasını sallamış... ' bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek...'
Adam gülmüş..
-onu da sen bul.....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)